Purpuranın Sırrı: Tire Moru

BÜYÜK İSKENDER, SADECE TACINDA VE KIYAFETLERİNDE DEĞİL, SARAYININ DUVARLARINDA, HALILARDA VE DEKORASYON MALZEMESİNDE DE MOR RENGİ TERCİH ETMİŞTİ, HATTA KEFENİNİN BİLE MOR OLDUĞU BİLİNMEKTEDİR. BU, TİRE MORUNUN NE KADAR ÖNEMSENDİĞİ VE YILLAR BOYUNCA BU RENGİ KULLANMA GELENEĞİNİN KORUNDUĞUNU GÖSTEREN BİR BULGUDUR. GERÇEKTEN DE BU RENK, GÜCÜ, PRESTİJİ VE ZENGİNLİĞİ İFADE ETMİŞTİR.

Geçen haftalarda, Selanik Vitreoretinal Kursu sırasında makula cerrahisinde renklendiricileri ve filtreleri anlatan bir konuşma hazırlayıp sunmuştum. Bunu hazırlarken biraz renkler üzerine de düşünme fırsatım olmuştu. Oftalmolojide oküloplastik cerrahiden makulaya, katarakttan kornea cerrahisine birçok farklı renklendirici ve boya kullanımı eskiden beri hep tartışılır. Tüm mesele daha iyi görüntü sağlamak, daha başarılı, tahmin edilebilir sonuçları olan tıbbi tanı ve cerrahi tedavilere ulaşmak. Elbette bu arada bu renklendirici ve boya maddelerinin in vivo olarak toksisitesi hep ön plana geçmiş ve fayda zarar hesabı her zaman yapılmıştır. Biyolojik renklendirici olarak metilen mavisi, tripan mavisi, brillant mavisi, indosiyanin yeşili, floresein sarısı, Rose Bengal ya da lissamin yeşiline kadar pek çok madde kullanılagelmiştir. Bu boyalar, pek çok hastanın tanısında ve tedavisinde uygulanmaktadır, özellikle bazı boyalar, cerrahi sırasında büyük avantajlar sağlamaktadır.

 

 

 

 

 

Katarakt cerrahisinde tripan mavisi.         Makula cerrahisinde indosiyanin yeşili boyaması.
Arjantin bayrağı gelişimi.

Niye yalan söylemeli? Bu renklerin ne kadar parlak ve çekici olduğunu da unutmamak gerekir. Bu parlaklık ve doygun renk tonları da hep bu renklendirici ve boyaları cazip hâle getirmiştir. Renklerdeki bu cazibenin, aslında doğanın içinde, doğanın sürekliliğinde ne kadar önemli rol oynadığını hep biliriz. Bukalemunların renk uyumlarından , arıların renkli çiçeklere yönelik meraklarına ya da yırtıcıların çevreye uyum sağlamasından tavus kuşlarındaki örneklerde olduğu gibi doğadaki erkek ve dişi ilişkilerine kadar pek çok karmaşık olgu, bize renklerin sanıldığından çok daha önemli olduğunu hatırlatır.

Doğanın bu büyük zenginliğini insanlar da taklit etmeye girişmişlerdir. Birçok hastalıkta ciltte oluşan ve basmakla kaybolmayan morumsu renkteki döküntüler hep purpura olarak isimlendirilir. Trombotik, embolik ya da iltihabi nedenlerle oluşan purpura aslında iğne ucu gibi noktasal cilt altı mor belirtilerdir. Latince purpura yani mor, insanları hem korkutmuştur hem de olağanüstü cazibesi ile hep ilgi odağı olmuştur hatta tarih boyunca mistik anlamlar yüklenen, ilahi ve cennete ait bir renk olarak görülmüş, dünyevi bağlamda asaleti, zenginliği ve gücü temsil etmiştir. Antik dönemlerde, örneğin Tire moru denilen boya, altından daha değerliydi ve belki de buna bağlı olarak Amerikalı Yazar Alexander Theroux, mor rengi renklerin otoriter efendisi olarak yorumlamıştır.

Fenike Tanrısı Melkarth ve sevgilisi Su Perisi Tyros sahilde gezinirken köpeği de etrafta dolaşmaktadır. Bir ara köpeğin ağzının çok parlak bir mora boyanmış olduğunu görürler. Köpek, deniz kenarındaki yumuşakçaları yalamaktadır. Tyros, bu eşi benzeri görülmemiş parlak ve muhteşem rengi görünce sevgilisinden kendisine bu renkte bir elbise armağan etmesini ister.

Murex türleri

Bunun üzerine Melkarth, yumuşakçaları yakalar ve onlardan mor renk elde ederek ipek bir kumaşı boyayıp sevgilisine armağan eder. “Bu sahil neresiydi? diye sorarsanız Tyros’tan ilham alınarak adı koyulan ve Türkçe Tire olarak okunan Tyre kıyılarıydı. Tire kıyıları, bugün Lübnan’da, Beyrut ve Sayda’nın güneyinde, Hayfa’nın kuzeyinde bulunan üçgen şeklindeki bir çıkıntı yarım adadır. Sur kenti olarak da bilinir. Tire, plajları ve Roma Dönemi’nden kalma antik kalıntılarının zenginliği ile ünlüdür. Benzer mitolojik öyküler, Yunan mitolojisinde Herakles ve köpeği, Roma mitolojisinde de Herkül ve köpeği olarak yer alır.

Theodoor van Thulden’in, Rubens’in tasarımı üzerine yaptığı tablo: Herkül ve Köpeği

Tire morunun yaklaşık 4 bin yıl kadar önce Tunç Devri’nde Fenikeliler tarafından keşfedildiği düşünülürken yapılan arkeolojik kazılarda bu boyanın aslında Fenikelilerden önce ilk olarak MÖ 20. ve 17. Yüzyıllara denk gelen Orta Minos Dönemi’nde, Girit’te kullanıldığı ortaya çıkmıştır. Fenikeliler tarafından üretilen ve Tire moru denen bu kırmızı mor renkli pigment, belki de tarihte en çok hayranlık uyandırmış renklerden birisi idi. Bir gram Tire moru, 12 bin adet Murex brandaris isimli deniz salyangozunun ezilmesi ile elde edilen sıvının bir dizi işlemden geçirilmesi ile elde edilmekteydi. Bu pigment, doğal durumda renksiz olmakla birlikte havayla temas ettikçe tipik mor renge dönüşmektedir, zamana ve güneş etkisine çok dayanıklıdır.

Henoch schonlein purpurası

Tire moru hem bu çok parlak, seçkin rengiyle hem de ışığa ve zamana dayanıklı olmasıyla kumaş boyamalarında birden önem kazanmış, üstelik hiçbir şekilde başka bir kaynaktan üretilememesi ününü artırmıştır. Fenikeli tüccarlar, tüm bilinen Akdeniz dünyasında, bu yolla büyük gelirler elde etmiştir. Tire moru üretimi de usta ve çırak ilişkisi ile devam etmiş, ürünün reçetesi epey bir zaman çözülememiştir.

Murex brandaris

MÖ 14. yüzyıldan itibaren tüm Orta Doğu’da Tire morunun bilindiğine ilişkin kanıtlar vardır ve Hititlerden Asurlulara, Lidyalılardan Perslere kadar hep seçkin bir boya olarak kullanılmıştır. Elbette Tire moru, bu dönemde de muhtemelen çok pahalıydı ama asıl hem pahalı hem de asil olarak nitelenmesi ve kraliyet rengi olarak kabul görmesi, MÖ 605-530 yılları arasında yaşamış Pers Kralı Kiros’la olmuştur. Kiros, yasalarla bu rengin kraliyet rengi olduğunu ve kendisiyle birlikte kendisinin uygun göreceği kraliyet mensupları dışında kullanılmasını yasaklamıştır. Tire moru, bir bakıma Pers Kraliyet Ailesi’nin âdeta o zamanki dünyayı fethetme arzularının bir simgesi hâline de gelmiştir.

Daha sonra doğudaki fetihleriyle Pers Krallığını da alan Büyük İskender, sadece tacında ve kıyafetlerinde değil, sarayının duvarlarında, halılarda ve dekorasyon malzemesinde de mor rengi tercih etmişti , hatta kefeninin bile mor olduğu bilinmektedir. Bu seçim, aslında altı yüz yıl sonra Roma imparatorları Constantin ve Diocletian’ın da kefenlerinin mor kumaştan yapılmış olması ile tekrarlanmıştı. Bu, Tire morunun ne kadar önemsendiği ve yıllar boyunca bu rengi kullanma geleneğinin korunduğunu gösteren bir bulgudur. Gerçekten de bu renk, gücü, prestiji ve zenginliği ifade etmiştir.

Muhtelif duvar süslemelerinde imparatorlar, hep mor renkle canlandırıldı.

Pompei’deki zaferden sonra Mısır’a giden Jül Sezar, Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın sarayındaki mor hâkimiyetinden, takılarda hatta kraliyet gemilerinin yelkenlerinde mor rengi kullanmasından o kadar etkilendi ki Roma’ya döndüğünde sadece kendisinin ve konsüllerin dışında mor rengin kullanılmasını yasakladı. Bu gelenek, hemen Sezar sonrasında Neron tarafından izin verilen asiller dışında mor kullanımının ölüm cezası ile cezalandırılacağına kadar kesin yasalarla uygulanmaya devam etti. Bu arada ne kadar insanın sadece bir renk nedeniyle hayatını kaybettiğini bilmiyoruz. Ancak bu dönemde, Tire morunun fiyatının zaman zaman nerdeyse altının 20 katına çıkmış olması, insanların hayatta kalmasını sağlamış olabileceğini düşündürür (!). Nitekim MS 23-79 yılları arasında yaşamış, dönemin önemli filozofu Gaius Plinius Secundus “Romalılar ve kılıçları, bu mor için bütün engelleri aştı… Bu renk, senatörü şövalyeden ayırır, tanrıları yatıştırır… Değdiği her kıyafeti aydınlatır ve zaferin şanını altınla paylaşır… Bütün bunlar yüzünden, morun çılgınca arzulanmasını mazur görmeliyiz.” demiştir.

Kim bilir belki de 1963’te, Rouben Mamoulian yönetiminde çekilen Kleopatra filminde başrol oyunculuğuna Menekşe Gözlü Yıldız Elizabeth Taylor özellikle seçilmişti. O filmin Sezar’ı Rex Harrison, Marcus Antonius’u ise Richard Burton’du. Bu dönemde, belki de imparatorluğun egemenliğini ve imparatorun yüceliğini gösterecek bir algı yaratmak üzere adoratio purpura törenleri yapılmaktaydı. Bu, aslına bakarsanız (hayranlıkla) moru öpme denilebilecek bir törendi. Törende imparator, kabul ettiği kişilere mor renkli kaftanını öptürmekte ve böylece bu haşmetin yaratacağı egemenlik ruhu pekiştirilmekteydi. Mor renk bununla sınırlı kalmamış, asillerin rengi olarak kabul görmüş hatta kan bağının bir işareti olarak asil kana, mor kan gibi betimlemeler de yapılmıştır. Ayrıca bu süreçte kilise de geride kalmamış, papalar, kardinaller ve başpiskoposlar da mor rengi tercih etmiştir. Zaman içinde ressamlar da İsa ve Meryem tablolarında mor rengi tutturmaya özen göstermiştir. Böylece mor sadece asalet değil, aynı zamanda kutsiyeti de ifade etmeye başlamıştır. 12. yüzyılda Aziz Victor, mor rengi, cennetin kraliçesi ilan ederek bu kanaatte zirveye noktasını koymuş, belki de dünyevi ve uhrevi atmosferi bu renkte birleştirmeyi hedeflemiştir.

Kleopatra filminde Elisabeth Taylor (1963)

Üstelik Hristiyan dünyasında, bir ara renkleri karıştırarak yeni renkler elde etme, şeytani bir işlem ve Tanrı’ya meydan okumak olarak da yorumlanmış ve yasaklanmıştır. Bu dönemin renkleri arasında morun daha koyu siyaha çalan bir tonda olduğu, bunun şarap ya da böğürtlenden elde edildiği ama solgun ve dayanıksız olduğu bilinir. Bu nedenle yapay mor elde edilmesi için birçok teşebbüs olmuştur.

19. yüzyılda, birçok salgın hastalığın yanı sıra, İtalyanca ismiyle kötü hava anlamına gelen malaria da (sıtma) çok yaygındı ve nasıl tedavi edileceği bilinmiyordu. Londra’da kimya öğrencisi William Henry Perkin, sıtma tedavisinde kullanılmaya başlanmış kininin, kınakına ağacından elde edilmesi, çok pahalı ve bulunmaz olması nedeniyle nasıl yapay olarak elde edileceği üzerine kafa yormaya başlamıştı. Perkin, bu arada anilin boyası ile kinin karışımının üzerine temizlemek için alkol dökünce aynı Tire morunun ortaya çıktığını gördü ve bu renge daha sonra mauve (leylak) ismini verdi. 19. yüzyılın sonuna doğru ise bu renk moda oldu ve leylak rengi kraliçe lilası olarak tüm dünya sosyetesini kasıp kavurmaya başladı. Bu, belki de geçmişten gelen ve morun asalete eş değer tutulmasındaki geleneksel anlayışın, dönemsel bir yansımasıydı. Perkin, yapay kinin elde edemedi ama sentetik boya üretiminde ve kimya endüstrisinde önemli patent sahiplerinden ve akademik isimlerden birisi oldu. Gelgelelim 20. yüzyıl başladığında mor rengin bambaşka yaşam alanlarına da yayıldığını görmekteyiz.

İngilizce “suffrage” kelimesinden gelen ve Türkçe’ye kadınların oy mücadelesi veya süfraje olarak çevrilen terim, 20. yüzyılın eşiğinde Birleşik Krallık’ta ortaya çıkan ve çeşitli yollarla kadınların başta seçme ve seçilme olmak üzere birçok hakkını savunan hareket için kullanılmaktadır. Temelde kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmasının gerekliliğini vurgulayan ve kadınların oy hakkı savunucusu veya süfrajet olarak adlandırılan bu hareketin destekçileri, bu uğurda yıllarca mücadele ederek kadınlara oy hakkı verilmesini sağlamışlardır. Mor rengin politik karşılığının, çağımızda ağırlık kazanması da süfrajetlerle olmuştur. 1908 yılında, öncü süfrajetlerden Pethick Lawrence, Hyde Park’taki büyük 1908 eyleminde saflık için beyaz, umut için yeşil ve haysiyet için de mor rengin kullanılacağını belirtmiş ve moru “her süfrajetin damarlarında akan asil kanı, haysiyet ve özgürlük içgüdüsünü temsil eden bir renk” olarak beyan etmiştir. Alice Walker’ın yazıp daha sonra da Steven Spielberg tarafından 1982 yılında filme alınan Mor Yıllar, eğitimsiz ve suistimal edilmiş bir genç kadının güçlenme hikâyesini anlatır. Bu filmden yıllarca sonra da kadınların sosyal, ekonomik ve politik başarılarını temsil eden ve toplumsal cinsiyet eşitliğini çağıran bir renk olarak mor renk başköşeye tekrar geçmiştir. 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü de artık sembol olarak mor renkle eşleşmiştir. Buna karşılık kadın hareketinin önündeki engeller de kimi zaman sembolik, kimi zaman da somut olarak boy göstermiştir. Zeynep Miraç tarafından kaleme alınan “Metin Akpınar: Sahneye Adanmış Ömür” başlıklı kitabında 65. sayfa ilginçtir. Devekuşu Kabare Tiyatrosu kurulurken mevzuatta “kabare” gibi bir madde veya kayıt olmadığı için kuruluş, mevzuattaki pavyon maddesine göre yapılmış ve çalışan kadın sanatçılara da birer mor vesika verilmiştir. Mor vesikanın emniyetteki anlamını buraya yazmak istemiyorum, “Niye mor?” sorusunun yanıtını da.

Gelelim günümüze. İstanbul Sözleşmesi kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve şiddetle mücadele edilmesine destek olmak için tasarlandı. Sözleşme, bu konuda bir referans noktasıdır ve milyonlarca kadının ve kız çocuğunun hayatını kurtarabilir nitelikte bir sözleşmedir. İronik bir biçimde, 11 Mayıs 2011’de sözleşmeyi hem de İstanbul’da ilk imzalayan ülke olan Türkiye sözleşmeden çekilme kararı verdi. Bu durum, milyonlarca kadın ve kız çocuğun yanı sıra cinsel şiddet ve ev içi şiddetten hayatta kalan kişilere hayati destek sağlayan örgütler açısından da feci sonuçlar yaratacaktır.
Gelin, hep birlikte 114 sene önce Pethick Lawrence tarafından söylenildiği gibi kadınların haysiyet ve özgürlük içgüdüsünü temsil eden mor rengin altında toplanalım. Tire moru gibi çok pahalı ve farklı anlamlar yüklenmiş bir mor olmasa da, ülkemizin ortak bir mor çatısı olsun ve bu mütevazı mor çatının asaletini ve onurunu kadın ve erkek hep  birlikte yaşayalım.

Not: Pelin Gülşen tarafından yazılmış olan Renkler: Tarih -Kültür- Sanat– Psikoloji başlıklı kitap, bu konuda yazılmış çok önemli ve bilimsel altyapılı bir yapıt. Bu kitap, yazımı hazırlarken çok yararlandığım yer yer alıntı yaptığım ve bir kaynak olarak çok tavsiye edeceğim kitap oldu. Emekleri için Pelin Gülşen’e teşekkür ederim.

KAYNAKÇA:
1. Pelin Gülşen: Renkler: Tarih-Kültür- Sanat- Psikoloji,
Destek Yayınları, 2022.
2. Zeynep Miraç: Metin Akpınar: Sahneye Adanmış Bir
Ömür Metin Akpınar, Mundi Yayınları, 2022.
3. Jean Gabriel Causse: Renklerin Şaşırtıcı Gücü, Pegasus
Yayınları, 2019.
4. https://en.wikipedia.org/wiki/File:Purple_Purpur_
(retouched).jpg
5. https://historyofyesterday.com/cleopatras-royal-purple-was-made-in-the-gutter-5e9cadbf2fa5
6. https://www.milliyet.com.tr/pazar/imparatorlarin-rengi-tire-moru-6721617
7. https://tr.wikipedia.org/wiki/Kleopatra_(film,_1963)
8. https://en.wikipedia.org/wiki/William_Henry_
Perkin_Jr.
9. https://www.posta.com.tr/gundem/sufrajet-suffrage-nedir-kadinlara-oy-hakki-ne-zaman-verildi-2118153
10. https://www.amnesty.org.tr/icerik/istanbul-sozlesmesi-yasatir-iste-nedenleri

 

Ophthalmology Life 41. Sayı